Nisan 11, 2012
Nisan 03, 2012
The Staves - The Motherlode
Ben seviyorum bu hatunların huzurlu dinginliğini...
Athena - Ben Böyleyim
"Benim güzel hatalarım var"
Bazen dinlersin ama sonradan hadi canım sözlere geeeeel dersin, bu şarkıda onlardan birisi. Bugün bir okuma terapisi esnasında denk geldim ve dur ya bir daha dinliyim günde 1500 kere dinlenir mi derken, dinleyince doğru hatta 1500 az kalırmışşş dedim :)
Bazen bu b.ktan dünyayı kan-dır-mak adına...
Bahar bana çoook çook özlemeyi anımsatıyor. Hergün bir kez daha özlüyorum, daha çok daha çok, hep bir şeyi daha. Bu bitmez bir süreç ama önemsiz bir yerde. Çünkü özlerken ölmek gibi bir lüksün olmuyor :) Bu iyi midir ki? Bilemedim..
Takılmaaa devam et derken kendime ve benim gibi ruhlara bu şarkıyla gün ortasını keyifli kılmayı diliyorum...
.
Yeni bir akım: Salaktivizm
Kafalarımızı açmamız lazım. Kendi kafamızdan başlayarak neyi niye yaptığımıza bakmamız lazım. Kendimizi enselememiz lazım. Çok fena yalana bulandık. Sevişeceğimize seksi görünmek istiyoruz. Okuyup idrak edeceğimize bilgili görünmeye çalışıyoruz. İyi insan olmayı değil, iyi bir insan görüntüsü vermeyi amaçlıyoruz. Görünmek istediğimiz şeyi ‘ol’mayı amaçlamadığımız için üzerimize giydiğimiz kostümü çıkarıp yatağa girdiğimizde kendimizle karşılaşıyoruz. Yatağı bir ayna olanlar endişeyle bakıyorlar kendilerine. Kiminin aynası bile yok; çıplaklığına bile örtü geçirmiş, çarşafın altında yatıyor.
Hrant Dink katledilmişti. Bir tanıdıkla buluşmuştuk akşam yemeğinde. Bütün gün cenazeye, yürüyüşe ve bilumum nümayişe katılmıştı, bana onları anlattı. Sonra durdu ve bana dedi ki: “Neyi savunurdu, nasıl fikirleri vardı?” Ben afallamıştım ki bu kez, “İyi biriydi herhalde değil mi?” dedi. Nasılsa hiçbir fikri yoktu. Bunu anlayabilirdim. Ama hiçbir fikri olmaksızın bu tö- renlere katılması ilginçti doğrusu. Orada görünmenin iyi olması yetiyordu, orada olmanın anlamlarını kavramanınsa bir değeri yoktu anlaşılan. Zaten bu kalabalık sonraları Hrant Dink’e Hrant veya sevgili Hrant demeye de başladı. Her nasılsa artık bir politik duruş, bir insanî görüş de pazarlanabilir bir hale gelmişti. Teşvikiye Camii’nde böyle cenazeler olur. Ne ölenle, ne kendi ölümlülüğü ile herhangi bir bağ kurmayan; bir event’e katılırmışçasına gelenler vardır.
Sosyal Sorumluluk Pazarı
Oysa eylemlerimizin anlamı niyetlerimizle belirlenir. Yaptığımız şeyi niye yaptığımız o şeyin içinin ne ile dolu olduğunu belirler. Algıların gerçekliğin üstünü örttüğü, bütün dünyanın bir pazar ve gösteri alanı haline geldiği bu çağın gözden kaçırdığı budur. Bu yüzden mutsuzluğunun nedenini bile göremiyoruz. Düşlerimizin gerçekliğimizden daha sahici olduğu, ama düşlerimizin bile yorumlarının satılık olduğu bu çağda kavramların da içi bomboş. İyi olmak, iyilik yapmak bile kampanya artık. Sosyal sorumluluk kampanyaları yapılıyor. Bunların da bazıları bizim iyi insan, sorumlu vatandaş olma arzularımızı kullanan bir pazarlama tekniği. Pazarlamacılar 21. Yüzyılda yeni bir para toplama canavarı yarattılar. Bizden alışveriş ederseniz yanında bir de kanserli çocuklara yardım etmiş olacaksınız diyorlar. Aslında bu yemle önce malı onlardan almamızı sağlıyorlar. Üstüne bir de onları, yani o markayı “ne kadar da iyi bir marka” olarak tanımlamamızı sağlıyorlar.
Pozitif alışveriş, ethical consumerism, citizen effect, gibi kavramlar peyda oldu. Bir yandan alışveriş yaparken bir yandan kutup ayılarını koruyorsunuz. Yetmiyor bir de kampanyanın yüzü olarak seçilmiş ünlü oyuncunun kutup ayısıyla çekilmiş fotoğrafına bakıp onun da marka değerini artıyorsunuz. Kendinizi, ‘iyi’ hissediyorsunuz.
Slacktivizm
Slacktivizm diye bir şeyden bahsedeceğim size. Bu, yeni çağın aktivistlerini tanımlıyor. Öyle bilgisayarın başında oturup Facebook, Twitter, Myspace gibi yerlerde dünyayı kurtarmak için bir yerlere tıklıyorsunuz. Bir takım gruplara katıl tuşuna basıveriyorsunuz. Böylece aktivist oluyorsunuz. Hiçbir efor sarfetmeden kendini mutlu hissetmek ve tatmin olmak için eylem yapan aktivist(?)in adı bu. Slacktivistler arabalarına çıkartmalar yapıştırıyorlar, kollarına bir takım bilezikler takıyorlar. Hatta mümkünse kendi isimleriyle değil nick’leriyle gruplara katılıyorlar. Ne polis, ne nezaret, ne risk. Sen de tıkla dünya değişsin: Dijital kurtuluş(!)
Çaptan düşme korkusu yaşayan ‘ünlü’ler hemen bir sosyal sorumluluğa yapışıyorlar. Hastalıklar seksüalize ediliyor. Meme kanserine dikkat çekmek için memeler açılarak fotoğraf çekiliyor veya sutyenlerin rengi değiştiriliyor. Meme kanseri için yapılan bu çalışma ile memelerini kontrol ettirmek isteyen kadınlar konuyla ilgili sağlık merkezlerine ve doktorlarına para akıtıyorlar. Medya, kampanyanın seksi fotoğraflarını kullanarak tiraj yaratıyor. Fotoğrafları çeken fotoğrafçı da hem aktivist hem sanatçı oluyor. Kampanyaya katılan ‘ünlü’, röportajlar veriyor. Yeni bir sutyen pazarı yaratılıyor. Kanserli çocukların yararına yapılan kampanyanın kokteylinde çekilen fotoğraflar magazin dergilerini süslüyor.
Bunlar adeta oksimoron durumlar. Diyorum ya, kendimizden başlayarak kimin neyi, niye yaptığına bakmamız lazım. Aktivizm veya sosyal sorumluluk adına birşeyler yapan herkesin, her vakfın, her derneğin, her markanın da bizim bunu düşündüğümüzü, sınadığımızı, buna dikkat ettiğimizi bilmesi lazım. İnsanın sahici olana tutunma zamanı yaklaşıyor. Gerçekliğin en temel değer olduğu bir çağa ihtiyacımız var. Yoksa biz birşeyleri tıklayacağız birileri bizi tıklayacak. Tık kültürü, tık eylemleri derken hayat karşısında tıknefes kalacağız.
cem mumcu
alıntı: http://cemmumcu.com/index.php/yeni-bir-akim-salaktivizm/
Mart 28, 2012
Kukimanya bir kukiseverler cumhuriyeti

Canım aplamın kurabiye sitesi kukimanya destek ve siparişlerinizi bekliyor.
Her ne kadar Bursa kökenli olsalar da İstanbul pazarına da bir çözüm bulacağızdır.
Bursa'da değilim demeyin en azından izleyici olarak katılın ki daha çabuk yayılsın, insancıklar bu kuribiklerden mahrum kalmasın :)
http://kukimanya.blogspot.com/
Mabel Matiz - Filler Ve Çimen
Henüz konserine gidip o havayı koklayamayanlar varsa şiddetle koşmasını öneririm..
Artık bahar geldi; gönül kapıları, sokak kapıları, oda kapıları, balkon kapılarııııı hepsi açıldı.. (-_-)
İzleyelim.. Keyifle...
http://www.facebook.com/MabelMatiz
http://www.lastfm.com.tr/music/Mabel+Matiz
http://www.myspace.com/mabelmatiz
http://twitter.com/#!/mabelmatiz
Mart 27, 2012
Dünya Saati 2012
WWF tarafından çevre sorunlarına dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilen Dünya Saati (Earth Hour) Kampanyası 31 Mart 2012 Cumartesi günü, 20:30-21:30 saatlerinde gerçekleştirilecek. En büyük küresel hareket olan Dünya Saati'nin Türkiye'deki katılımcılarını, bu yıl eşsiz bir deneyim bekliyor. Katılımcılar, 31 Mart Cumartesi günü saatler tam 20:30'u vurduğunda www.wwf.org.tr/dunyasaati adresinde bir sürprizle karşılacak. Bu sürprizi yaşamak için ise tek koşul, o saatte ışıkları kapatmış olmak.
Mart 22, 2012
Band of Skulls - Lay My Head Down

Sanırım bir iki haftadır durmadan dinlediğim penny and the quarters'dan you and me şarkısının yerini alacak bir şarkı buldum :)
Dinlerken arkadaki gitar ve davul sololarına takılmadan edemedim. Artı çift sesli vokal kayıtları da çok çok severim, konser kayıtlı şarkılardaki koro sesleri de.. Henüz diğer şarkılarına geçiş için izin alamadım ama gün içinde akacağım, merak ettiğimden..
İçimize yerleşemeyen bahara gel şarkısı olsun :)
Kendilerini merak edenler için : http://bandofskulls.com/
Mart 21, 2012
ölü şehrin radyosu [bir kuzey ırak pornosu]

Şenol Erdoğan’ın yeni çalışması çok yakında okura sunuluyor!
Bu kitabın yazarı, elinde olmayan nedenlerden dolayı istemsiz bir şekilde yaşamının 172 gününü Kuzey Irak olarak adlandırılan bölgede, [Zaho, Zap vs.] mevkilerinde geçirmek zorunda kaldı. Yaklaşık 300 kadar gün dilimini ise bu coğrafyanın etekleri kadar yakın diğer benzer coğrafyalarda [Şemdinli, Çukurca vs gibi].
Bu kitabın yazarı, bahsettiği dönemi yaşarken İsevi takvim 1997 tarihini gösteriyordu. Bazen çok soğuk oluyordu hava -şubat gibi, bazense çok sıcak –şubat gibi.
Bu kitabın yazarı, 15 yıldır tarif edemediği hislerle yaşıyor ve bunlar en nihayetinde –ne kadar ötelemeye çabalarsa çabalasın- harflere evrilip cümlelere dönüştü.
O aslında zihnine kaydettiği ve ne denli uğraşsa da silemediği görüntüleri parçalar halinde bir araya getirme denemesinde bulundu. Mevzu ettiği süreçte hiç not almadı, hiç yazı yazmadı, hiç fotograf çekmedi, hiç kayıt yapmadı. Çünkü öldürülmek suretiyle ölmeyi hiç istemedi.
Ama beynine kim dokunabilirdi ki –yaşadıkça. Aslında her bir anlatı siyah beyaz bir fotograf karesi gibi, bazen de renkleniveren, sepyalaşan. Aslında her anlattığı kısacık klipler-görüntüler –cızırtılı, karıncalı, boğuk ses kayıtları zamanın geçmiş denileninde kalmış-kalamamış.
Yazar 1997-98 tarihleri arasında zihnine kaydettiği bazı görüntüleri 2011 senesinde alfabeye dönüştürme kararı alıp bu kararını uygulamış. Bunu yaparken kan içinde bir mizah, tabiatı gereği kemiksiz bir dil, yer zaman tarihsiz politik söylemler, bir takım absürt, saçma ve komik hikâyeler, sürrealizmin sınırlarını zorlayan gerçek anlatılar kullanmış, yer zaman Virilo yer zaman Deleuze, yer zaman Brautigan, yer zaman Jim Morrison gibi uzak ara birbiri ile ilintisi olmayan kimlikler arasında kişisel eklektik bir ağ örmüştür.
Pornografiden uyuşturuculara, gerilla savaşından şehit politikasına, rock n’ roll’dan ceset torbalarına, Çillerden punk’a, Irak’tan Kadıköy’e, dağdan şehre, helikopterlerle servis edilen “Ödül Baklavaları”na kişisel bir aktarı!
Yazar, “ölü şehrin radyosu” ismini verdiği kitabına “bir kuzey ırak pornosu” alt başlığını vermiştir. Harkin’in Baudrillard’ı anarak kaleme aldığı “savaş pornosu” metninden bu alt başlığa varan yazar porno kelimesini kullanırken kesinlikle Baudrillardsal bir anlamla yaklaşmıştır.
Alıntı: http://cyberzenarchy.wordpress.com/2011/11/23/olu-sehrin-radyosu-bir-kuzey-irak-pornosu/
Kendisini merak edenler için keyifli ve şahane bir röportaj: http://www.reportare.com/index.php?option=com_content&view=article&id=70:qbalkc-kralq&catid=57:2011-04-08-22-41-07&Itemid=99
Mart 09, 2012
Can Gox- Haydar Haydar
Süper bir zenci gırtlağı olan bir adamdan bahsediyoruz. Ki canlı tek gitarlı, böyle kafası hafif dumanlı dinlendiğinde tadından yenmez :) Gülce Duru ile birlikte performanslarını izlemeyen, dinlemeyenler için youtube ya da offical sayfaları önerilir.
PS: Salı'ları taksimde Baykuş adlı mekanda dinlenilebilir...
Kendisi hakkında:
http://www.facebook.com/cangox.official
http://www.facebook.com/pages/Can-Gox-G%C3%BClce-Duru/226286470779008
Keyifle dinleyiniz...
Mart 07, 2012
Her Ses Bir Nefes







