Nisan 06, 2010

Sen içimdeki küçük mum...

Güzel uyandım. En azından uyanabilmek de mucize.
Geceden sabaha aralıksız playlistimde dönen Fikret Kızılok & Bülent Ortaçgil eşliğinin de buna katkısı olabilir. Halbu ki uyku öncesi sabaha melankolik bir manyak olarak yataktan çıkarım diye bakıyordum. Sanırım melankoli yerleşik bir yapı olduğundan içimde artık çok da dalgalanmıyor, en azından ufak ufak gelen uyarılara pek aldırış etmiyor.

Bir şarkı şimdi eklemek isterdim ama işyerinde video ekleme / izleme / dinleme yasağımız var maalesef. Çalışırken nete girmek, herşeye bakmak serbest ama video izlemek "cızzz". Neyse mızlanmıycam bunun için...

"Zaman Zaman" albümü ve "Bizim Şarkılarımız" albümünü dinlemek sanırım bahara geçiş döneminde her bünyeye iyi gelecektir. Aradaki ezgilerle biraz mutlu, tebessümlü ve minik nota oyunları içinde sizinde kendinize bir yer bulacağınıza eminim.. Albümleri daha önce dinlemişler mutlaka vardır, sizler içinde pek tabi yeniden dinlemeniz önerilir :)


Akşam aralarında ki kura sonucu bir tanesini sayfaya ekleyeceğim. Ama ben şu anda "uyku kardeşim" i dinleyerek küçük düşler kuruyorum. Ardından da "Mum" şarkısıyla sanırım başka bir yere göçüyorum. "Düşler " şarkısı -ki burada ti'ye kocaman teşekkürüm var- her daim hatırlanacak bir anı bırakır.



- Bizim Şarkılarımız albümünün en güzel yanı, hiçbir dokunuş olmadan orjinal haliyle-dinleti tadında sanki evinizdelermiş hissini yansıtması...







Tam şu ana mp3'de dönen şarkının sözleri

Mum

Sen içindeki küçük mum
Hala sönmedin, yanıyor musun?
Gündüz aydınlıkta kaybolup, gece yatınca karşımdasın
En soğuk rüzgarlarda, en ıslak yağmurlarda bırakmadın beni
Yalnız anlarımda, korktuğum zamanlarda vazgeçmedin benden
Bana kızmadın unuttum diye
Başarısız bir akşam üstü
Tepem atmış bağıryorken dinledin çıt çıkarmadan
En saçma sözlerde utanmadın benden
Yalnız anlarımda üşüdüğüm zamanlarda
Sen ısıttın beni
Ne zamandır birlikteyiz
Kim öğretti kaçmamayı
Yoksa ben mi yarattım yaşlanmaya başladıktan sonra
En suskun günlerde
En güçsüz saatlerde sıkılmadın benden
Yalnız anlarımda ümitsiz zamanlarda
Şarkı oldun bana



Nisan 02, 2010

Ólafur Arnalds

Günlerdir sürüklendiğim şarkı.



Albümlerine http://www.sharetera.com/music/Full-Discography---Olafur-Arnalds--FLAC--222626.html linkinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca "ti" sayesinde dinlediğim Eulogy for Evolution albümünden 3326'yı da şiddetle tavsiye ederim.

Kendisi hakkında :
http://www.myspace.com/olafurarnalds


Nisan 01, 2010

Anladın mı?


Hicran destanını kendinden oku,
Mecnundan duyupta rivayet etme,
Aşkın leylâsını gördünse söyle,
Söz temsili bulup hikâyet etme,

Yüz bin leylâ doğar âlemde her gün,
Senin aradığın zevk, safa, düğün.
Tutacağın işi önden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.

Sevdanın önünde pek güvenilmez,
Tutuşursan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.

İyi bak kabına olmasın delik,
Boşuna taşırsın gider gündelik.
Ânında ölmedi, ettiğin iyilik,
Alem duysun diye inat etme.

Kâbe’den maksadın varmaktır yara,
Kör gibi tapınma, kuru duvara,
Hızırı istersen kendinde ara,
Bulamadım gibi rezalet etme!

Muhabbet herkesin aklını çelmez,
Gönül viranesi kolay düzelmez,
Alemden çekinme bir zarar gelmez,
Sen kendi kendine hiyanet etme.

Sen, şatır gönlüne hicran dolmasın,
Gençliğin gülseni gamla solmasın,
“Neyzen” gibi aklın yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme!

Tıp Fakültesi Hastanesi 1337

Neyzen Tevfik

Mart 31, 2010

Bazen gerek-ir.

Çalışmalarını seviyorum ve bugün bunları görünce artık bir kaçını paylaşmak istedim. Ayrıntılı galeri gezintisi için http://berkozturk.deviantart.com/ ziyaret edin ;)



orjinal boyut için resme tıklayın ve resmin içindeki yazıları da okuyun :)

orjinal boyut için resme tıklayın (again :) )

Mart 28, 2010

Marina Gallardo

Orjinal kayıt değil ama canlı ve oldukça temiz bir kayıt. Sesini St. Vincent'tan sonra sevdiklerim arasında tutacağım bir vokal. Tanışmanızı istedim.



Albümü 2008 yılında Working To Speak adıyla çıkmıştır. Ben albümde "waved in the tree" şarkısına da takıldım. Albüm kapağı da oldukça güzel.

Diğer şarkıları ve kendisini için :
www.myspace.com/marinagallardo

www.marinagallardo.com adresleri ziyaret edilebilir. Bir kaç videosu 'da mevcut.

Albüm: http://www.megaupload.com/?d=HXP0U7X5 adresinden indirilebilir.

Keyifle..

Mart 25, 2010

Dünya Saati ( Earth Hour)



Dünya Saati ( Earth Hour) nedir?

Dünya Saati (Earth Hour) hareketi ilk kez Mart 2007’de WWF- Avusturalya’nın önderliğinde Sidney kentinde başladı ve 2008 yılında küresel bir kampanyaya dönüştü. 28 Mart 2009 günü; dünya çapında milyonlarca insan, küresel iklim değişikliği üzerinde basit bir hareketle fark yaratılabileceğini sembolik ve görsel bir mesajla duyurmak için bir saat boyunca ışıklarını kapadı. Toplamda 88 ülkede 4.000 şehir ışıklarını kapatarak kampanyaya destek verdi.
Kampanya kapsamında 1 saat boyunca ışıkları kapatılan ve ülkelerinin semboli olan binalar arasında Avusturalya’da Sdyney Opera binası, Çin’de Kuş Yuvası Stdayumu, Mısır’da Gize piramitleri, Fransa’da Eyfel Kulesi ve Amerika’da Empire State binasıdır.
Dünya Saati 2010
27 Mart 2010 Cumartesi günü 20:30-21:30 saatleri arasında gerçekleştirilecek olan Dünya Saati kampanyası bu sene 100'den fazla ülkede 1 milyar insana ulaşmayı hedefliyor.
Bireylerin, şirketlerin, belediyelerin, devlet kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının bir araya geleceği kampanya kapsamında bu sene Boğaziçi Köprüsünün güvenlik harici aydınlatmaları bir saatliğine kapanacak...

www.wwf.org.tr

Mart 23, 2010

Tiyatro mola / Resimli Osmanlı Tarihi

Arkadaşımın rol aldığı bir oyun. Meraklılarına duyurulur...



GÜLDÜRÜ / II PERDE

Dün bugünü yaratır, yarını da bugün...

Yıllardan 1960, aylardan Mayıs...


Ankara'da, Meşrutiyet Caddesi ile Mithat Paşa Caddesi'nin kesiştiği yerde, bir bodrum katında, eşi Mahmure ve oğlu Orhan'la normal hayatını sürdüren arşiv memuru Vakıf Bey'in, okumakta olduğu bir kitaptan dolayı içine düştüğü trajikomik durumları tek tek anlatan, eşinin yaşadığı inanılmaz karakter değişimini gözönüne seren, tarihten bugüne kadar değişmeyen birçok şeyin var olduğunun altını mizah, dans ve mini konser tadıyla çizen tarihi komedi...

OYUN TARİHLERİ

14 MART 19:00
21 MART 18:00
04 NİSAN 16:00
11 NİSAN 16:00
18 NİSAN 16:00
25 NİSAN 16:00


Ne yapar ne ederler ayrıntısı için :
http://www.tiyatromola.com


Mart 16, 2010

The Black Heart Procession - The Letter



Şarkı bana geldikten sonra ne kadar uzun süre uyur- uyanık bu melodiyi duyacağımı düşündüm... En iyisi bu ruh halini paylaşmak olmalı...

Mart 15, 2010

pazartesiyi pazar sanan ya da pazarı pazartesiye ertelenmiş ruhumun karmaşası...

Süper bir haftasonu geçirmediğimden olsa gerek; uyanmak için beni tırtıklayan kedi ve durmaksızın çalan alarma karşılık inatla ve en son hamlede arkamı dönerek uyumaya devam etmek istedim. Tabi ki sevenimin çok olmasından değil ama servis şoförünün “nerdesin uleeen”aramasından sonra uyanmak ve kapalı zihnimi açarak günün pazartesi –herşeyden öte bir iş günü- olduğu gerçeğini kabul etmek durumunda kaldım. Bahsedeceğim pazartesi sendromu değil. - Bunu benim anlatmama gerek yok, bilimsel olarak, yaşamsal olarak, insansal olarak kanıtlanmış gerçekleri bir daha bir daha anlatmak yersiz- Hazır servisi kaçırmış ve bir sonraki servis içinde karşı kıyıya doğru yol almam lazımken yaptığım beşiktaş yolculuğu ve içinde kalan “ben” bahis konusu olan.

Evet, evden çıkıp sahile kadar ki sıkıcı trafik anları dışında kalan kısmında, hem çok zamandır karşıya geçmememin nedeni hem de sabah erken saat olmasından dolayı, soğuğa aldırmadan motorun üst katında oturdum. Benim gibi 3-5 kişi daha vardı, genelde herkes soğuktan kaçmak adına 100 kişilik yerde 200 kişi olarak bekleşiyordu. O sıkışıklığı da bünyem ve boş midem kaldırmayacaktı alışkın olmadığından.
Gelen hafif titreme nöbetlerime aldırmadan, muşambadan bozma cam görüntünün ertesinde güneşi izledim uzun uzun.. Özlemiştim bir yaz çocuğu olarak. Sonrası yine arabalar, insan gürültüsü ve cazur cuzur bir trafik.


Denizde bir an durduk. Sanırım büyükçe bir gemi geçiyordu. Bedenimi çok hareket ettirmek istemediğimden bakmadım, zaten eninde sonunda yola devam edeceğimizden umursamadımda. Durduğumuz an birden içimden ne kadar kalsak sıkılmam bu sessizlikten diye geçirdim. Aynı sesi geçtiğimiz haftalarda adaya gittiğimizde de duymuştum. Denizin üstündesin, yarım bir şehirde, duyabileceğin sadece doğaya dair sesler – kuş sesleri, ağaç dallarıın sesleri, sokaktaki her tür hayvanın oyun sesleri, balıkların ara sıra dışarıya bakmak için zıpladığı anlar belki bir yunusa bile denk gelebilirim şanslıysam, dalga sesleri, köpüren kumların sesleri, geriye doğru çekildikçe çakıl taşlarından geçen suyun sesi................ çok az insan sesi...............

Şehir insanı bir çok şeye alışkınlığından vazgeçemiyor. Bunu biliyorum. Ya delirmesi gerekiyor ya da koşarak kaçacak nedenlere ihtiyacı oluyor. Sebepsiz yere ben gittim burdayım diyen bir tanıdığım henüz olmadı.

Peki benim gidişim neye dayanacak diye merak ettim endişeyle. Acaba bir nedene dayanmalı mıyım bende? Yoksa bunu yıkacak bir çözüm bulursam nedenim bu olabilir mi? Durmaksızın gitmekten bahsederken aslında hiç gidemeyeceğimi hissettiğimden mi yoksa bir neden aradığımdan mı saçmalıyorum?...................
Bu kadar çok soruyla hareket etmemin mümkün olmadığını da biliyorum.....

Foto: http://complejo.deviantart.com/